Türk Hukukunda Yabancılık Teminatı

Türk Hukukunda Yabancılık Teminatı

5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un (MÖHUK) 48. maddesine göre: “(1) Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır. (2) Mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar”.

Bu teminat yükümlülüğü, devletin yargılama ve takip giderlerini kapsadığından, kamu düzenindendir ve bu sebeple davanın veya icra takibinin her safhasında mahkemelerce veya icra dairelerince re’sen dikkate alınacaktır [bkz. Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m.114].

Mahkeme veya icra dairesi teminat yatırılması gerektiği sonucuna ulaştığında, yatırılması gereken teminatın cins ve miktarı belirlenip, depo edilmesi için makul bir süre verilmelidir. Bu süre zarfında teminat yatırılmazsa, dava usulden reddedilir.

Mahkeme veya icra dairesi, teminatın miktarını hal ve şartlara ve olayın özelliklerine göre takdir edecektir (HMK m.87). Mahkemeler, ihtiyatî haciz veya tedbir uygulamasında gelenek hâline gelmiş, talebe konu miktarın %10 veya %15 nispetini burada da otomatik olarak uygulamaktadır. Ancak teminatın miktarı takdir edilirken, yabancıların hak arama hürriyetinin kısıtlanmamasına dikkat edilmelidir. Aksi halde teminat, yabancılar bakımından Türk mahkemelerinde bir dava açma engeline dönüşebilir.

MÖHUK m.48(2) hükmü uyarınca, yalnızca karşılıklılık (mütekabiliyet) bulunması hâlinde davacı veya davaya katılan yahut icra takibi yapan kişi teminattan muafiyet söz konusudur.Buradaki karşılıklılık akdî olabileceği gibi, kanunî veya fiilî de olabilir. Bu sebeple davacı, müdahil veya icra takibinde bulunan tarafın vatandaşlığında bulunduğu ülke ile Türkiye arasında teminattan muafiyeti öngören bir sözleşme veya kanun hükmü yahut fiilî uygulama varsa, davacı, müdahil ve icra takibinde bulunan teminat yatırmayacaktır.Türkiye’nin taraf olduğu, teminattan muafiyeti öngören çok taraflı milletlerarası sözleşmeler şöyledir:

  • Hukuk Usulüne Dair La Haye Sözleşmesi (m.17)
  • Mültecilerin Hukukî Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi (m.16)
  • Avrupa İkamet Sözleşmesi (m.9)
  • Karayolu ile Eşya Taşıma Sözleşmesi (CMR) [m.31(5)]
  • Nafaka Alacaklarının Yabancı Memleketlerde Tahsili ile İlgili Sözleşme (m.9)
  • Çocuklara Karşı Nafaka Yükümlülüğü Konusundaki Kararların Tanınması ve Tenfizine İlişkin Sözleşme (m.9)
  • Nafaka Alacakları Konusundaki Kararların Tanınmasına ve Tenfizine İlişkin Sözleşme (m.15–16).
  • Çocukların Velayetine İlişkin Kararların Tanınması ve Tenfizi ile Çocukların Velayetinin Yeniden Tesisine İlişkin Avrupa Sözleşmesi [m.5(3)]
  • Milletlerarası Çocuk Kaçırmaların Hukukî Veçhelerine Dair Sözleşme (m.22)
  • Vatansız Kişilerin Statüsüne İlişkin Sözleşme (m.16)

Türkiye ayrıca birçok devletle, teminattan muafiyet öngören iki taraflı sözleşmeler akdetmiştir. Bu devletler; Almanya, Arnavutluk, Avusturya, Azerbaycan, Bosna Hersek, Britanya Topluluğu ve Kuzey İrlanda, Bulgaristan, Cezayir, Çekya, Çin Halk Cumhuriyeti, Danimarka, Fas, Gürcistan, Hırvatistan, Hindistan, Irak, İran İslam Cumhuriyeti, İsviçre, İtalya, Kazakistan, Kırgız Cumhuriyeti, Kuveyt, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Litvanya, Macaristan, Makedonya, Mısır, Moğolistan, Moldova, Norveç, Pakistan, Romanya, Sırbistan, Slovakya, Slovenya, Suriye Arap Cumhuriyeti, Suudi Arabistan, Tacikistan, Tunus, Türkmenistan, Ukrayna, Umman Sultanlığı, Ürdün’dür.

Karşılıklılığın tespiti; koloniler veya manda yahut himaye altında bulunan bazı devletler bakımından tereddüt doğurabilir. Böyle hallerde, himaye altındaki devletler ile Türkiye arasında karşılıklılık bulunup bulunmadığı, hem himaye altında devlet hem de bu devleti-hâlen veya geçmişte- himaye eden devlet açısından da incelenmelidir. Meselâ, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 21.11.2011 tarihli kararında, Saint Kitts ve Nevis uyruklu davacının teminattan muaf olup olmayacağı, 1931 tarihinde Türkiye ile İngiltere arasında imzalanan iki taraflı sözleşmeye göre tayin edilmiştir.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 26.01.2016 tarihli kararında; Türkiye’de icra takibinde bulunan yabancı şirketin tabiiyetinde bulunduğu ABD ile Türkiye arasında teminattan muafiyet öngören bir milletlerarası sözleşme bulunmasa dahi, ABD ile Türkiye arasındaki 1931 tarihli ikamet sözleşmesinde yer alan “en ziyade müsaadeye mazhar millet muamelesi” (en çok gözetilen ulus) kaydına istinaden, ABD tabiiyetindeki kişilerin, Türkiye’nin başka devletlerle yaptığı ikamet sözleşmelerinde yer alan teminat muafiyetinden yararlanacağı sonucuna varılmıştır.

MÖHUK m.48(2) hükmünden anlaşıldığı üzere, milletlerarası sözleşme dışında yabancı davacı, davaya katılan veya icra takibinde bulunanın teminattan muaf tutulabilmesi için, bu yabancının ülkesinde de Türk vatandaşı gerçek ve tüzel kişiler dava açtıklarında veya icra takibinde bulunduklarında, benzer imtiyaz ve kolaylıklar kendilerine tanınmış olmalıdır. Buna bağlı olarak, davacı veya takipte bulunan yabancı, ülkesinde yabancılar dava açtığında, hususen Türk vatandaşları dava açtıklarında veya takipte bulunduklarında herhangi bir teminat yatırmadıklarını ispatladığında, karşılıklılığı ispatlamış sayılır.

Meselâ ABD hukukunda, MÖHUK m.48 anlamında ülkede dava açan veya davaya müdâhil olan yabancı açısından otomatik olarak yatırılması gereken bir teminat mecburiyeti (cautio judicatum solvi) bulunmamaktadır. Bu hukuklarda, sadece tarafların durumuna ve davanın koşullarına göre, diğer taraf yargılama giderlerini karşılamak üzere muayyen bir teminat (security for fees and costs) yatırılmasını isteyebilir. Bu teminat, MÖHUK m.48’de öngörülen yabancılık teminatından farklı bir teminattır. Bu sebeple, Türk mahkemelerinde dava açan ABD menşeli gerçek veya tüzel kişiler, MÖHUK m.48(2) uyarınca teminattan muaf sayılabilir.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 05.11.2013 tarihli kararında, ABD şirketi tarafından Gaziantep 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılan davada, ABD’li şirketten teminat istenmesi -ABD’nde Türk şirketleri dava açtığında MÖHUK m.48 anlamında bir teminat istenmediği hususu incelenmeden hüküm verilmesi gerekçesiyle- bozma sebebi yapılmıştır.