805 Sayılı İktisadi Müesseselerde Mecburî Türkçe Kullanılması Hakkında Kanun’un Milletlerarası Tahkim Anlaşmaları Üzerindeki Etkisi

Türkiye’de hâlen yürürlükte bulunan 1926 tarihli ve 805 sayılı İktisadi Müesseselerde Mecburî Türkçe Kullanılması Hakkında Kanun, 1926 yılından bu yana dünyada ve Türkiye’de ticaret ekonomi alanında yaşanan değişimler ve kanun koyucunun yabancı yatırımlar konusundaki tercihleri dikkate alındığında miadını doldurmuş bir düzenleme olarak karşımıza çıkmaktadır ve yürürlükten kaldırılması gerekmektedir.

Aynı sebeplerden ötürü, yürürlükten kaldırılan dek, mahkemeler bu Kanun’u günümüz dünya ve Türkiye gerçeklerine uygun bir şekilde yorumlamalıdır.

Ne var ki Kanun’un Türk mahkemeleri tarafından yorumlanma ve uygulanma biçimi, tatbikatta ciddi belirsizliklere ve sorunlara neden olmaktadır. Bilhassa milletlerarası tahkim şartlarının Türkçe olmaması nedeniyle geçersiz sayıldığı kararlar tepki toplamaktadır.

Aslında milletlerarası tahkim anlaşmaları 805 sayılı Kanun’un kapsamına girmez. Zira sözleşmelerin hangi dilde tanzim edilebileceği, şekle ilişkin bir meseledir ve kanun koyucu 805 sayılı Kanun’dan sonra taraf olmayı tercih ettiği 1958 tarihli New York Sözleşmesi ve 1961 tarihli Avrupa Sözleşmesi ile 2001 yılında yürürlüğe koyduğu Milletlerarası Tahkim Kanunu vasıtasıyla milletlerarası tahkim anlaşmalarının şekli bakımından 805 sayılı Kanun’un dışına çıkarak, müstakil bir hukukî rejim tayin etmiştir. …Bu düzenlemelere göre tahkim anlaşmasının hangi dilde tanzim edildiği hukuken önem taşımadığından, bir milletlerarası tahkim anlaşması sırf yabancı dilde tanzim edildiği için geçersiz sayılamaz.

Ne var ki bu önemli hususun gerek doktrinde gerekse yargısal içtihatlarda gözden kaçırıldığı görülmektedir.

Yargı kararlarında olduğu gibi, milletlerarası tahkim anlaşmalarının 805 sayılı Kanun kapsamında görülmesi konusunda ısrarcı olunması hâlinde dahi, 805 sayılı Kanun’un doğru yorumlanması ve doğru uygulanması kaydıyla, milletlerarası tahkim anlaşmaları bakımından sorun yaşanmayacaktır.

805 sayılı Kanun’un 1. maddesi uyarınca; “Türk tabiiyetindeki her nevi şirket ve müesseseler, Türkiye dâhilindeki her nevi muamele, mukavele, muhabere, hesap ve defterlerini Türkçe tutmağa mecburdurlar.” Madde 1 uyarınca; bir tahkim anlaşmasının Türkçe zorunluluğuna tâbi olması için iki koşulun gerçekleşmesi gerekmektedir: (i)tahkim anlaşmasının Türk tabiiyetindeki iki şirket veya müessese arasında akdedilmiş olması ve (ii)tahkim anlaşmasının “Türkiye dâhilinde” olması. Bu iki koşulu birlikte taşıyan tahkim anlaşmaları “milletlerarası tahkim anlaşması” değil, “yerel tahkim anlaşması” niteliğinde olacaktır ve Türkçe zorunluluğuna tâbi olacaktır. Buna karşılık; Türk şirketleri veya müesseseleri arasında olmayan tahkim anlaşmaları m.1 kapsamına girmediği gibi, Türk şirketleri veya müesseseleri arasında kurulmasına rağmen “Türkiye dâhilinde” olmayan tahkim anlaşmaları Türkçe zorunluluğuna tâbi değildir.

Türk hukukunda bir tüzel kişinin yabancı olup olmadığının tayininde, kuruluş yeri ve idare merkezi kriterleri iç içe geçmiş şekilde birlikte uygulanmaktadır. Zira Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre, Türkiye’de bir şirket kurulabilmesi için, şirketin idare merkezi olarak Türkiye’de bir yer gösterilmesi ve şirketin bu yerdeki ticaret siciline tescil edilmesi şarttır. Buna göre, idare merkezi olarak yabancı bir ülkenin gösterildiği bir şirketin Türk hukukuna göre kurulması mümkün bulunmadığı gibi; yabancı bir ülkede kurulan bir şirketin idare merkezi olarak Türkiye’de bir yeri göstermesi de bu şirketi Türk şirketi hâline getirmeyecektir. Aynı durum dernekler ve vakıflar açısından da geçerlidir. Dolayısıyla, Türk hukukuna göre kurulmamış olan ve idare merkezi de Türkiye dışında bulunan tüzel kişiler “yabancı” kabul edilecektir.

Madde 1 hükmünde öngörülen ikinci koşulda yer verilen “Türkiye dâhilindeki” sözleşme ibaresinin ne anlama geldiği tartışmalıdır. Bir görüşe göre; “Türkiye dâhilindeki” sözleşme, Türkiye’de akdedilmiş sözleşme anlamına gelir ve sözleşme Türkiye’de akdedildiği takdirde yabancı unsur ihtiva etse dahi Türkçe düzenlenmesi gerekir. Bizim de savunduğumuz diğer görüşe göre ise; özleşme 805 sayılı Kanun’un 1. maddesinde yer verilen “Türkiye dâhilindeki” sözleşme ibaresi, sözleşmenin yabancılık unsuru içerdiği anlamına gelir ve bir tahkim anlaşması, iki Türk şirketi arasında kurulmuş olsa dahi, eğer yabancılık unsuru taşıyan bir sözleşmeye ilişkinse, Türkçe zorunluluğuna tâbi olmamalıdır. Tahkime tâbi bir sözleşmenin yabancı unsur taşıyıp taşımadığı 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu m.2’ye göre belirlenir ve bu maddede yabancılık unsuru çok geniş yorumlanmıştır. Meselâ tahkim anlaşmasına taraf Türk şirketlerinden birinin yabancı sermayeli olması yabancı unsur olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle, yabancı sermayeli Türk şirketlerinin taraf olduğu tahkim anlaşmaları “Türkiye dâhilinde olma” koşulunu yerine getirmediğinden, yabancı dilde yapılmaları mümkün sayılmalıdır.

805 sayılı Kanun’un 2. maddesi uyarınca; “Ecnebi Şirket ve müesseseler için bu mecburiyet Türk müessesatı ile ve Türkiye tebaasından olan efrat ile muhabere, muamele ve temaslarına ve devair ve memurini Devletten birine ibraz mecburiyetinde bulundukları evrak ve defterlerine hasredilmiştir”. Doktrinde ve bazı yargısal içtihatlarda benimsenen bir yaklaşıma göre; her ne kadar 2. maddede “sözleşmeler” zikredilmemiş olsa dahi, maddede yer verilen “muamele” tabirinin kapsamına sözleşmelerin de girer ve bu nedenle yabancı şirketler ile Türk şirketleri arasındaki tahkim anlaşmaları da Türkçe olmalıdır. Doktrinde ve bazı yargı içtihatlarında benimsenen ve bizim de savunduğumuz diğer görüş ise; Kanun’un 1. maddesinde hem muamele hem de sözleşme tabirlerine yer veren kanun koyucunun 2. maddede sadece muamele tabirine yer verip sözleşme tabirine yer vermemesi, kanun koyucunun sözleşmeleri 2. madde kapsamına almadığı anlamına gelir. Aynı konuyu düzenleyen, sadece süjeleri farklı olan ve birbirini takip eden iki kanun maddesi arasındaki bu farklılığın başka bir makul izahı olamaz. Bu nedenle, yabancı şirketler ile Türk tabiiyetindeki gerçek veya tüzel kişiler arasındaki ilişkiler bakımından Türkçe zorunluluğunu düzenleyen 2. maddede “sözleşmeler” sayılmadığı için, bu kişiler arasındaki tahkim anlaşmaları bakımından Türkçe zorunluluğu söz konusu olmamalıdır.

805 sayılı Kanun madde 4 uyarınca; “Bu Kanunun mevkii meriyete vaz’ından sonra birinci ve ikinci maddeler ahkâmına muhalif olarak tanzim kılınmış olan evrak ve vesaik şirket ve müesseseler lehine nazarı itibara alınmaz.”

Buna göre; Türkçe zorunluluğuna uyulmamasının müeyyidesi, yabancı dilde düzenlenen belgenin ilgili şirket veya müessese lehine nazara alınmamasıdır. Burada dikkat edilmesi gereken husus; sözleşmenin ve/veya tahkim anlaşmasının yabancı dilde olmasını sağlayan sözleşme tarafının, daha sonra sözleşmenin ve tahkim şartının Türkçe olmadığını iddia etmesinin iyiniyet kuralına aykırı olacağıdır.

 

Prof. Dr. Emre Esen

Detaylı bilgi için bkz. Prof. Dr. Emre Esen, “İktisadi Müesseselerde Mecburî Türkçe Kullanılması Hakkında Kanun’un Milletlerarası Tahkim Anlaşmaları Üzerindeki Etkisi” , PPIL, 2020/1.

https://dergipark.org.tr/tr/pub/ppil/issue/52638/735592